|
SEÇİM ANKETLERİ, SİYASETİN AYNASI!..
Seçim
iklimine girilince, arka arkaya anketler arz-ı endam eylerler. Şimdi de
öyle bir süreç yaşanıyor.
En son
iktidar ve ana muhalefetin yaptırdığı iki anket yansıdı medyaya.
AKP'nin
yaptırdığı ankette; iktidar partisi yüzde 48.5 oranında bir grafik
çiziyor. CHP'nin oy oranı ise yüzde 23.5. Arada 25 puanlık fark var.
CHP'nin
anketi ise farklı sonuç veriyor. Bu ankete göre AKP yüzde 40, CHP ise
yüzde 30 civarında seyretmekte.
İktidarın
anketinin manuplatif bir düzlemde şekillendiğini varsayalım. Yani ''
yandaş medya'' yorumu şeklinde kabullenelim.
CHP'nin
anketinin ise daha objektif kriterlerle sonuç verdiğini düşünelim. Yine
de ortada 10 puanlık bir farkın olması manidar değil mi?
Ortaya
şöyle bir politik yorum çıkabilir:
3 Kasım
2002 Genel Seçimleri'nin üzerinden 9 yıl geçmiş, 9 yıllık süreç, bir ''
iktidar yorgunluğu'' yaratır, doğal olarak. Tek başına iktidar olan bir
partinin yıpranması kaçınılmaz olur. Bu bağlamda oy grafiğinin düşmesi
de tabii bir sonuçtur. Bu gerçeğe DP- AP- ANAP- SHP ( CHP ) -DYP
süreçlerinde toplumca tanık olduğumuz bir realitedir.
Bu
bağlamda CHP'nin son anketini tahlil edelim:
''
Büyüme'' oranlarının CHP tarafından '' hormonlu'' diye tarif edilmesini,
halk umursamıyor demek ki.
''
Yolsuzluk'' söylemine halk fazla itibar etmiyor olmalı ki; CHP
anketinde bile AKP'nin oy oranı 10 puan önde görülüyor.
AKP,
iktidarının 9. yılında bile açık ara birinci parti olma avantajını
koruyorsa, CHP'nin bu tablodan bir ders çıkarması gerekmez mi?
CHP'nin
kendi yaptırdığı anketin nihai tahlilini genel merkez düzleminde yapması
ve seçime 4 ay var iken politikasının artısını ve eksisini gözden
geçirmesi, her halde bir siyasi zorunluluk olarak algılanmalıdır.
CHP'nin
kurmay heyetinin, iktidarının 9. yılında bile yıpranma belirtileri
göstermeyen AKP'nin sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve hatta
sosyo-psikolojik uygulamalarını büyüteç altına alması ve bunlardan bir
ders çıkarması şarttır.
Birkaç
gün önce AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi), 2010-yılı raporunu
yayınladı. Bir yıl içinde Türkiye AHİM'de 228 davada mahkümiyet almışsa;
bunların 10 tanesi yaşam hakkının ihlalinden; 32 tanesi insanlık dışı
ve aşağılayıcı muameleden; 80 tanesi özgürlük ve güvenlik hakkının, 19
tanesi ifade özgürlüğünün ihlalinden verilmiş ise; bir sosyal demokrat
partiye düşen görev bu sorunları ve çözümlerini içeren, rehabiliter
demokratik yorumlarını ve iyileştirici yasa tasarılarını hazırlayarak
kamuoyunun önüne çıkmak değil midir?
Meclis
komisyonlarından istifa etmek neyi çözer?
Halka,
bu ihlallerin olmayacağı yeni yasa tasarıları sunmak ve kamuoyu
hafızasında evrensel hukukun çağdaş izdişümlerini bırakmak, 9 yılda bu
düzenlemeleri yapmayan AKP iktidarını sorgulamak, en akılcı yöntem değil
mi?
12 Eylül
Referandumu'nda da, CHP, yeni ve evrensel kriterlere uygun bir anayasa
taslağı hazırlayıp halkın huzuruna çıksa ve AKP'nin görüşlerini çağdaş
hukuk prizmasından nötralize hale getirseydi; ''İstemezük'' mantığı
yerine bu tür ilerici yaklaşımlarla daha iyi bir netice elde edemez
miydi?
''
Mahalle, mahalle direniş'' çağrısı yapan komisyon üyeleri ise CHP'
açısından tarifi imkansız bir talihsizlik ve çaresizlik göstergesi!..
O
nedenle CHP son anketleri, izlediği politikaların yüzüne tutulmuş bir
aynası gibi düşünüp özeleştiri ihtiyacını duymalıdır. |