Banner  
 
Sık Kullanılanlara Ekle Üyelik   |   Hakkımızda   |   Künye   |   Reklam   |   İletişim
Banner
 
  SİYASET   |   EKONOMİ   |   DÜNYA   |   GÜNDEM   |   MEDYA   |   STK  
 
 
 
 
  Paylaş   facebook ico   google ico   yahoo ico   twitter ico   delicious ico   digg ico   myspace ico   mixx ico   stumbleupon ico   reddit ico   friendfeed ico   live ico Okunma Sayısı 8118    
 
 
Hasan  ALDEMİR
Hasan ALDEMİR
ENDÜLÜS'TEN ANADOLU'YA FLAMENKO..

Bu yazımda sizlere, kökleri İspanya'nın Endülüs bölgesine ait olan, müziğinde ve dansında, Arap Yarımadasının izlerini taşıyan Flâmenko müziği ve dansını yazmak istedim. Flâmenko üzerine aslında birçok şey söylenmiş olsa da asıl olan, Flâmenko’nun derin bir felsefeye ve evrensel bir değere sahip olduğudur. Aslına bakarsanız Flâmenko’nun bizim kültürümüze de hiç yabancı olmadığını göreceksiniz. Evet, yaşam kültürü diyorum çünkü Flâmenko gerçektende sadece dans ve müziğe sığdırılamayacak kadar derin izleri olan bir kültür. Flâmenko’nun ilk görülmeye başladığı zamanlar EMEVİ’LERİN İspanya’nın güneyini ele geçirmesi ile başlıyor desek yanlış bir cümle kurmuş olmayız. Bu yüzdendir ki, bir anlamıyla Arap müziğinin ve dansının motiflerini Flâmenko’da görmek mümkündür. Bir bakıma Flâmenko’nun sınıfsal bir yapısı olduğundan da bahsedebiliriz. Çünkü Flâmenko Endülüs bölgesinde Çingenelerin ve toplum dışı bırakılmış insanların acılarını, sevinçlerini, aşklarını anlatan, müzik ve dansında bu temaları sıkça işleyen bir tarz. Halklar bir şekilde kendilerini ifade etmek isterler. Bunun dışa vurumunu da sanatsal öğelerle yapabilirler. Yıllarca zulüm gören, yoksulluk çeken ve ezilen, bütün hayatları boyunca mal, mülk edinemeyen ve hep en kötü şartlarda, en zor işlerde çalıştırılan Çingenelerin, içlerinde hırs, özgürlük ruhu, isyan gibi sosyal tepkilerinin olmaması Flâmenko’yu meydana getirdi diyebiliriz. Acılarını ve öfkelerini hep Flâmenko ile dile getirdiler. İşte bu yüzden Flâmenko’daki sert duruşlar ve ifadeler hep bunların sonucudur.

Flâmenko ilk olarak şarkı söyleyerek icra edilen bir sanat idi. Daha sonra dans ve özellikle gitarın Flâmenko’nun içine girmesi ile çok daha görkemli bir hale geldi. Ve özellikle PACO DE LUCİA adında bir gitaristin dünya sahnesine çıkması ile gitar enstrümanı hak ettiği değere ulaştı ve Flâmenko müzik, artık gitardan bağımsız düşünülemez hale geldi. Yazımın başında Flâmenko’nun bizim kültürümüze hiçte yabancı olmadığını söylemiştim. Birazcık Orta Anadolu müziğini dinlediğinizde Flâmenko’nun içindeki hislerin ve söyleniş tarzının bizim bozlaklarımız ile benzerlikler taşıdığını göreceksiniz. Aslında her iki coğrafyada da söyleyen ve söylenenler açısından benzerliklerde var. Ülkemizde müzisyenlere olan bakış açısını, kızların başının boş bırakıldığında verilen örneklerden anlayabiliriz. İspanya’da da Flâmenko gitaristleri bir bakıma bizim ülkemizde davulcu ve zurnacının yani kısaca müzisyenlerin gördüğü muameleye benzer tavırlarla karşılaşmışlardır. İspanya’da bir şarkıcıya kız istendiğinde kız babası hiç düşünmeden kızını Flâmenko şarkıcısına verirmiş. Bir dansçı kızına talip olduğunda bir müddet düşünürmüş, ama bir gitarist istediğinde hiç düşünmeden hayır derlermiş. Tabii ki bu biraz da işin mizahi tarafı. Bu hikâyenin ne kadar doğru olduğunu bilmem ama, NEŞET ERTAŞ’IN kendi hayatını anlattığı bir söyleşisini dinlediğimde tıpkı bu hikâyeye benzer birkaç cümle çıkmıştı sanki ağzından. İspanya’da kendini elitist ve entelektüel gören kesimlerin çokta dinlemediği, dışarıdan gelen turistler içinse tam bir görsel ve işitsel bir şölen olan Flâmenko, bir diğer çok değerli Flâmenko gitaristi, PACO PENA’NIN dediği gibi ‘Flâmenko yalnızca İspanyolların veya Çingenelerin değil, tüm dünya halklarının müziği olmayı başarmıştır’.Evrensel bir kültür olmasının altında yatan belki de en büyük özellik, tüm dünyada ‘halk sınıfının’ ortak sancılarını anlatması ve bunu sanatsal bir anlatım ile kitlelere sunmasıdır. Ülkemizde de Flâmenko müziğini ve dansını Türkiye halkları ile paylaşan çok değerli müzisyenlerden söz etmek mümkündür. En azından bunlardan bir kaçını tanımış olmanın gururunu taşıyorum. Ama icra ettikleri kültür ve sanat dalını geniş kitlelerle çok fazla paylaşma imkânını bulamadıklarını görünce de üzülmemek elde olmuyor. Bunun sebeplerine tabii ki bu yazımda girmeyeceğim. Ama bundan önceki yazılarımda buna benzer şeylere verilen değerlerin azlığının nedenlerinden ve sakıncalarından bahsetmiştim.

Flâmenko, bütün dünyada tüm coşkusu ile ezilen veya bir kenara itilen veyahut da sadece zevk için dinleyen insanların müziği olmaya, hatta içeriğinde politik öğeler taşımaya devam edecektir. Bu müziğin teknik kısımlarına bu yazımda çok girmek istemedim. Aslında icra edilmesi açısından çok zor ve emek isteyen bir müzik ve dansı var Flâmenko’nun. Mesela onlarca makamdan, kalıptan ve kuraldan bahsedebiliriz Flâmenko’yu anlatırken. Ama henüz Flâmenko’yu ‘flamingo kuşu’ ile aynı şey sanan insanlarında varlığını bilince şimdilik bu konulara girmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Oysa Flâmenko, bir sayfa yazıya sığdırılamayacak kadar derin ve ayrıntılı bir kültür. Eğer Flâmenko’nun bir kuş değil de evrensel bir kültür ve sanat dalı olduğunu, bir yaşam felsefesi haline geldiğinin ve bu topraklara hiçte yabancı olmayan, tam tersine ortak özellikleri olan bir kültür olduğunun ve kendi kültürümüzün var olabilmesi için diğer halk kültürlerinin de yaşaması gerektiğinin, farkına varabilirsek ne mutlu bize. Herkese saygılarımla. OLEEEYYYYYY.

 


Hasan ALDEMİR
 
Yorum Yazın  
Kalan karakter:
500
Lütfen resimde gördüğünüzü doğrulama kutusuna yazınız.
Kod
güvenlik kodu resmi yenile
resmi yenile
Doğrula
 
 
 
Banner
 
En Çok Okunan Haberler tümü
 
5
4
3
2
1
 
Banner
 
 
 
 
 
   
 
Timed MUHALEFET BİZ © 2005-2010
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0312) 425 30 00 | Fax : (0312) 425 44 42
Kullanım Koşulları   |   Gizlilik