|
ENDÜLÜS'TEN ANADOLU'YA FLAMENKO..
Bu yazımda sizlere, kökleri İspanya'nın Endülüs bölgesine ait olan,
müziğinde ve dansında, Arap Yarımadasının izlerini taşıyan Flâmenko
müziği ve dansını yazmak istedim. Flâmenko üzerine aslında birçok şey
söylenmiş olsa da asıl olan, Flâmenko’nun derin bir felsefeye ve
evrensel bir değere sahip olduğudur. Aslına bakarsanız Flâmenko’nun
bizim kültürümüze de hiç yabancı olmadığını göreceksiniz. Evet, yaşam
kültürü diyorum çünkü Flâmenko gerçektende sadece dans ve müziğe
sığdırılamayacak kadar derin izleri olan bir kültür. Flâmenko’nun ilk
görülmeye başladığı zamanlar EMEVİ’LERİN İspanya’nın güneyini ele
geçirmesi ile başlıyor desek yanlış bir cümle kurmuş olmayız. Bu
yüzdendir ki, bir anlamıyla Arap müziğinin ve dansının motiflerini
Flâmenko’da görmek mümkündür. Bir bakıma Flâmenko’nun sınıfsal bir
yapısı olduğundan da bahsedebiliriz. Çünkü Flâmenko Endülüs bölgesinde
Çingenelerin ve toplum dışı bırakılmış insanların acılarını,
sevinçlerini, aşklarını anlatan, müzik ve dansında bu temaları sıkça
işleyen bir tarz. Halklar bir şekilde kendilerini ifade etmek isterler.
Bunun dışa vurumunu da sanatsal öğelerle yapabilirler. Yıllarca zulüm
gören, yoksulluk çeken ve ezilen, bütün hayatları boyunca mal, mülk
edinemeyen ve hep en kötü şartlarda, en zor işlerde çalıştırılan
Çingenelerin, içlerinde hırs, özgürlük ruhu, isyan gibi sosyal
tepkilerinin olmaması Flâmenko’yu meydana getirdi diyebiliriz. Acılarını
ve öfkelerini hep Flâmenko ile dile getirdiler. İşte bu yüzden
Flâmenko’daki sert duruşlar ve ifadeler hep bunların sonucudur.
Flâmenko ilk olarak şarkı söyleyerek icra edilen bir sanat idi. Daha
sonra dans ve özellikle gitarın Flâmenko’nun içine girmesi ile çok daha
görkemli bir hale geldi. Ve özellikle PACO DE LUCİA adında bir
gitaristin dünya sahnesine çıkması ile gitar enstrümanı hak ettiği
değere ulaştı ve Flâmenko müzik, artık gitardan bağımsız düşünülemez
hale geldi. Yazımın başında Flâmenko’nun bizim kültürümüze hiçte yabancı
olmadığını söylemiştim. Birazcık Orta Anadolu müziğini dinlediğinizde
Flâmenko’nun içindeki hislerin ve söyleniş tarzının bizim bozlaklarımız
ile benzerlikler taşıdığını göreceksiniz. Aslında her iki coğrafyada da
söyleyen ve söylenenler açısından benzerliklerde var. Ülkemizde
müzisyenlere olan bakış açısını, kızların başının boş bırakıldığında
verilen örneklerden anlayabiliriz. İspanya’da da Flâmenko gitaristleri
bir bakıma bizim ülkemizde davulcu ve zurnacının yani kısaca
müzisyenlerin gördüğü muameleye benzer tavırlarla karşılaşmışlardır.
İspanya’da bir şarkıcıya kız istendiğinde kız babası hiç düşünmeden
kızını Flâmenko şarkıcısına verirmiş. Bir dansçı kızına talip olduğunda
bir müddet düşünürmüş, ama bir gitarist istediğinde hiç düşünmeden hayır
derlermiş. Tabii ki bu biraz da işin mizahi tarafı. Bu hikâyenin ne
kadar doğru olduğunu bilmem ama, NEŞET ERTAŞ’IN kendi hayatını anlattığı
bir söyleşisini dinlediğimde tıpkı bu hikâyeye benzer birkaç cümle
çıkmıştı sanki ağzından. İspanya’da kendini elitist ve entelektüel gören
kesimlerin çokta dinlemediği, dışarıdan gelen turistler içinse tam bir
görsel ve işitsel bir şölen olan Flâmenko, bir diğer çok değerli
Flâmenko gitaristi, PACO PENA’NIN dediği gibi ‘Flâmenko yalnızca
İspanyolların veya Çingenelerin değil, tüm dünya halklarının müziği
olmayı başarmıştır’.Evrensel bir kültür olmasının altında yatan belki de
en büyük özellik, tüm dünyada ‘halk sınıfının’ ortak sancılarını
anlatması ve bunu sanatsal bir anlatım ile kitlelere sunmasıdır.
Ülkemizde de Flâmenko müziğini ve dansını Türkiye halkları ile paylaşan
çok değerli müzisyenlerden söz etmek mümkündür. En azından bunlardan bir
kaçını tanımış olmanın gururunu taşıyorum. Ama icra ettikleri kültür ve
sanat dalını geniş kitlelerle çok fazla paylaşma imkânını
bulamadıklarını görünce de üzülmemek elde olmuyor. Bunun sebeplerine
tabii ki bu yazımda girmeyeceğim. Ama bundan önceki yazılarımda buna
benzer şeylere verilen değerlerin azlığının nedenlerinden ve
sakıncalarından bahsetmiştim.
Flâmenko, bütün dünyada tüm coşkusu ile ezilen veya bir kenara itilen
veyahut da sadece zevk için dinleyen insanların müziği olmaya, hatta
içeriğinde politik öğeler taşımaya devam edecektir. Bu müziğin teknik
kısımlarına bu yazımda çok girmek istemedim. Aslında icra edilmesi
açısından çok zor ve emek isteyen bir müzik ve dansı var Flâmenko’nun.
Mesela onlarca makamdan, kalıptan ve kuraldan bahsedebiliriz Flâmenko’yu
anlatırken. Ama henüz Flâmenko’yu ‘flamingo kuşu’ ile aynı şey sanan
insanlarında varlığını bilince şimdilik bu konulara girmenin gereksiz
olduğunu düşünüyorum. Oysa Flâmenko, bir sayfa yazıya sığdırılamayacak
kadar derin ve ayrıntılı bir kültür. Eğer Flâmenko’nun bir kuş değil de
evrensel bir kültür ve sanat dalı olduğunu, bir yaşam felsefesi haline
geldiğinin ve bu topraklara hiçte yabancı olmayan, tam tersine ortak
özellikleri olan bir kültür olduğunun ve kendi kültürümüzün var
olabilmesi için diğer halk kültürlerinin de yaşaması gerektiğinin,
farkına varabilirsek ne mutlu bize. Herkese saygılarımla. OLEEEYYYYYY.
|